Geldiğin Yeri Unutma!

Geçmişe bir yolculuk yapalım ve hep birlikte düşünelim;

Bu gün belinde siyah kemer taşıyan birisi olarak nerelerden, nerelere geldik…

Eskiden bir dojoya elini kolunu sallayarak giren, ders veren hocayı alttan yukarıya süzen, eli cebinde dojoyu dolaşan birilerini hiç görmedim desem sanırım yalan olmaz.

Dojoların çok olmadığı yıllarda ustalarda bir o kadar kaliteli ve disiplinli idi.

Bu dojolara kayıt olanlar dedikodu, fitne, fesat, ayrımcılık ve guruplaşma nedir bilmezlerdi…Önüne geçilemeyen tek şey: Antrenmanlarda çok iyi çalışıp herkesten daha iyi olma hırsı idi…Zaten bu savaşçının ruhunda olan bir şeydir.

Karate veya benzeri sanatlara hayranlık duyanların bir çoğu salonlardan içeri girdiğinde en fazla %10 oranında insan kayıt yaptırırdı.Zira antrenmanlardaki sertlik ve disiplin bazılarının hayalinde kurduğu “kısa zamanda usta olmak” ile bağdaşmıyordu…

Kimiside her antrenmanda gelip biraz seyreder heyecanını ve korkusunu yenmeye çalışırdı.Daha sonra cesaret edindiğinde kaydını yaptırırdı.

Kayıt yaptıranların bir çoğu en fazla 1- 2 ay dayanabiliyorlardı.Kimiside kahverengi kemere kadar dayanabiliyorlardı.Zira siyah kemer’e geçiş derslerindeki sertlik ve disiplini çoğu insan kaldıramıyordu…

Bazıları ise yıllarca dojoda antrenman seyrederek kendisini tatmin ediyordu…

Merkez Dojoda yetişmek gerçekten çok zordu…Onun için orada olmayı çok isteyen ama, derslere girmekten korkan çok kişi olmuştur….

Yıllar sonra dojolardan yetişen siyah kuşaklı hocaların salonlarına gidip kayıt olanlar vardı…Bu dojoların bir çoğu Merkez dojo gibi çalıştığından orada da kayıt konusunda benzer durumlar yaşanırdı.

Ne zamanki, dojosundan aldığı disiplini uygulayamayan, sanki sertlikten ve disiplinden kurtulmuşçasına sevinen bazı hocalar antrenmanları yumuşatmaya ve talebeler ile samimi olmaya başladılar, işte o zaman savaş sanatları kavramına gölge düşmeye başladı…

İşini adam gibi yapan,sanatından taviz vermeyen, Do prensiplerini katı kuralları ile uygulayan hocalar merkezde öğrendikleri ile misyonunu devam ettirmeye çalıştılar.

Bir çoğumuz mahaleler’de, sokak aralarında salonlar açtık, kapattık.Ama hiç bir zaman geldiğimiz yeri unutmadık…

Biz merkez dojodan sonra açtığımız salonlarda Ata’mıza olan saygı ve bağlılığımızdan asla taviz vermedik…Geldiğimiz yeri unutmadık ve unutmayacağız da…

Kim olursan ol, geldiğin yeri unutma! Şu an kavgalı dahi olsan seni yetiştiren hocanı asla unutma!

Unutursan nankörlüğün en büyüğünü yaparsın ve her işinin önünde hocanın Ah’ı demirden bir perde olur…

Stillerimiz daha sonradan değişmiş olsa bile ilk ustanı asla unutma…Bu senin adamlığın’dandır…

Kimileri merkez dojoda yetişen hocaların yanında başlamıştır spora…Ama etrafa “merkez dojoda yetiştim” der.

Zira “Ben eskilerdenim” diyebilmek onun için bir gururdur…Oysaki onursuzluğun en büyüğü hocasını inkar etmektir…

Bu tip insanlar şayet bu gün spora devam ediyorlarsa gittikleri her yerde bir yalan uydurmayı sanat haline getirmişlerdir.Bunu hepimiz bunu az çok görebilecek kabiliyet ve tecrübeye sahibiz…

Hocanız ebedi hayata intikal etmiş olabilir…Hiç mezarını ziyaret etmek aklınıza geldimi?

Hocanız yaşlanmış ve elden ayaktan düşmüş,ailesi ile yaşıyor olabilir…Hiç yanına gittinizmi?

Hocanız hastalanmış ve sporu bırakmış, bir köşede yalnız yaşıyor olabilir…Hiç aradınızmı?

Hocanız evsiz barksız ve salonlarda yaşıyor ve kimsesiz olabilir…Hiç elinden tuttunuzmu?

Hocanız taşınmış,başka memlekete gitmiş ve yaşam mücadelesine düşmüş olabilir…Nrdededir diye merak ettinizmi?

Hocanız sizin bu günlere gelmenizde az’da olsa payı olandır…Hiç düşündünüzmü?

Hocanız ekmeğe,sevgiye,yuvaya ve dostluğa muhtaç olabilir…Ne o…Yanına gitmeye korktunuzmu?

 

Unutmayın!.. Bir gün bunlar sizinde başınıza gelmeyecek diye bir garantiniz yok….

Ne olursa olsun,hangi lüks salonlarda hoca iseniz,maddi ve manevi ne kadar güce sahip olursanız olun, geriye dönüp bir bakın…

Belki sokak aralarında başladığınız küçük dojolardan,yenilmez ve üstün gördüğünüz ama sonradan beğenmediğiniz bir hocanın mekanından nerelere geldiniz….

Savaşçı ; Yediği ekmeğe nankörlük etmeyen, yetiştiği mekanı unutmayan,hocasının ilk günkü gibi en büyük usta olduğunu kabullenen, durumu çok iyi veya çok kötüde olsa yaradana şükür etmeyi bilen, bir rütbe veya makama adım atarken nereden geldiğini hatırlayıp mütevazı olan,makam çıktıktan sonra “beni bir yetiştiren var” deyip ilk işi onu arayan ve makamı kullanıp insanları ezmemek için çaba harcayan kişidir….

Unutma ki, unutulmayasın!

Gerçek savaşçı ruhu ile hareket eden, en azından bu yolda mücadelesini sürdüren, geçmişine ve geleceğine sahip çıkan, Vatanın bölünmez bütünlüğü en büyük ilkesi olan tüm Antrenör ve sporculara en büyük Saygılarımla.

Soke Şefik GÜLTEN

Yazı İçin Yorum Yap

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: