Savaş Sanatları Bir Yaşam Şeklidir

Savaş sanatı deyince bazı insanlar üzerinde endişe ve korku hakim oluyor.

Oysaki hayatımızın her alanında ve her zaman savaşır haldeyiz.

İnsan evine ekmek götürebilmek için işinde bir savaş halindedir.

İnsan maddi ve manevi varlıklarını korumak adına savaş halindedir.

İnsan bazı zorlukları ve problemleri aşmak için savaş halindedir.

İnsan evini ve değer verdiği insanları korumak adına savaş halindedir.

İnsan çocuğunu, eşini,anne ve babasını korumak adına savaş halindedir.

İnsan kötülüklerden arınmak adına bedeni ve ruhu ile bir savaş halindedir.

İnsan hastalandığında mikroplarla ve hastalık ile savaş halindedir.

İnsan kendisini ileriye götürebilmek ve engelleri aşmak için savaş halindedir.

İnsan okulunda başarılı olmak için dersleri ve zihni ile savaş halindedir…

Yani kısacası; Savaş korkutucu ve soğuk bir kavram olsa bile bizim hayatımızın bir parçasıdır.

Biz ülkelerin veya insanların biri birileri ile savaşmasından değil, sosyal yaşantısı içerisinde kişinin mücadelesinden söz etmekteyiz.

Yaptığı sanatın felsefesini kavrayamamış insanların savaş sanatı sadece kavga ve şiddetten ibarettir.

Kişi öğrenmiş olduğu savaş sanatı stilini çaresiz ve bu konuda bilgisiz kişilere karşı sırf laf olsun diye kullandığında erdemsiz bir kişilik ortaya çıkacaktır.Bu ise savaş sanatlarının ahlaki yapısı ile bağdaşmayan çok çirkin bir davranıştır.

Gerçek ustalar kavgayı en az yapanlar, hatta kavga oluşumunda olayı metanetle ve sukunetle karşılayandır.

Do felsefesinden mahrum olanlar gerçek ustaların gönlünde yatan yenilmezlik ve üstünlük kalkanını göremezler.

Bazılarına yakışıklı olmak, cüsseli olmak, karizmatik olmak veya iyi konuşan biri olmak savaş sanatı ustası olmak için yeterli sayılan özelliklerdir.

Oysaki dış alanda karşılaşılan saldırı ve tacizlerde bu saydığımız özellikler insanı korumaya yetmemektedir.

Karizma ve şekilli olmak artstlik için birebirdir.Savaş sanatlarında karizma, lüx davranışlar ve gösterişe yer yoktur.

Gerçek savaş sanatı insanı ruhsal dinginliğe, terbiye sınırlarını genişletmeye, vücudun terbiyeli ve dinç yetişmesine, akılcı ve mantıklı savunma yapmaya, gerektiğinde empati ile savaşmaya,güçsüze asla güç uygulamamaya, sevmeye, korumaya ve vatan sevgisine götüren ahlaki ve felsefi bir yoldur.

Başınıza bir iş geldiğinde öğrendiğiniz bilgi ve deneyimler sizi yalnız ve çaresiz bırakıyorsa kültürünüzde bir eksiklik var demektir.

Savaş sanatı uygulayan kişi sadece tekme ve yumruk atmakla salt vücudunun belli uzuvlarını kaslı ve güçlü hale getirir.

Bedenini teknikler ile birlikte terbiye eden, ruhsal çalışmalarla kendisini kontrol altında tutmaya çalışanların bu etkinlikleri ise;

kişiyi akademik düşünceli,felsefi bir konuşma,tyerbiyeli bir beden ve erdemli bir hale getirir.

Karşınıza çıkan bir saldırganı hemen bir teknik ile saf dışı etme düşüncesi kendi bedeninize ve kişiliğinize darbe vuracak bir yaklaşımdır.

Psikolojik düşünce ve rakibi tanıma stratejileri ile birlikte teknik eğitim almış bir kişinin başvuracağı en son adım direnmektir.

Bazen belimize taktığımız kemerin farkına varsak aydınlanma dediğimiz felsefe ile yolumuzu bulabiliriz.

Kemerler bizim yaşam şeklimizi belirleyen, hangi konumda olduğumuzu gösteren bir ehliyet gibidir.Kemer sadece ve sadece pantolonumuzu tutan bir aksesuar değildir….

 

Kısacası;

Beyaz; saf ve temiz bir başlangıç,

Sarı;Güneş gibi aydınlanmayı,

Yeşil; Güven,paylaşma, cömertlik, huzur, istikrar, sakinlik, zihinsel ve duygusallığı,

Mavi;Sezgilerimizi gelişrmeyi,iç dinginliği, sevgi, huzur, sakinlik ve barış duygularını,

Kahverengi;Ağırbaşlılık, önderlik,eğitim, öğretim, kültür, sanat, emin olma ve sağlamlık duygularını,

Siyah ise; Aydınlıktan karanlığa kadar olan süreçte dayanıklılığı, hakimiyeti,makamı,rütbeyi,istikrarlı olmayı,özgüveni,sıkı olmayı ve ustalığı ifade eder.

Bu yüzden hakimler, savcılar, din adamları siyah cüppe giyerler.

Resmi araçlarda plakaların siyah olması makamı ve özelliğ ifade eder.

Bizim savaş sanatındaki yaşamımızda da renkler bu düzende ve özelliklerine uygun çalışıldığında aydınlanma ve ruhsal huzur bulmamamız söz konusu olamaz.

Aydınlanmak için mum veya lamba gerekmez.

Sakin bir beden,ruhsal derinlikte bir zihin,akılcı bir duruş ile karanlıklar aydınlığa dönüşebilir.

Aslında çok sert gibi görünen savaş sanatları popüler olmuş futbol veya benzeri sözde sporlardan çok daha emniyetli ve zararsızdır.

Akıllı ve bilinçli Savaş Sanatı uygulayıcılarının bedenlerinde kalıcı ve görünen hasara rastlamak çok nadirdir.İnsanın bedenine zarar vermesi ve bu zararı yaşamı boyunca bedeninde taşıması yaptığı spor dalının akılsızca ve bilinçsizce yapmasından kaynaklanır.

Savaşı sanatı uygulayıcılarının ne bedenlerinde nede zihinlerinde akılsızca ve bilinçsizce diye bir terim olamaz.

Savaş sanatı sadece teknik pratik ile mümkün olmaz…Bizi yaşamımız boyunca her türlü ruhsal veya bedensel saldırılara karşı koruyacak en etkin davranış; Zekamızı kullanarak yapacağımız pratiklerdir.

Bunları size sağlayacak olan yeri iyi araştırmanız yine beyin egzersizleri ile alakalıdır.

Düşünmeden ve araştırmadan yapacağınız kötü seçimler sizi ileride başı ve zihni boş,teknikleri kof güçle dolu,ayna karşısında kendisini tatmin etmeye çalışan, fakat gerçek yaşamda yalnız başınıza bırakacak bir yola sürükler.

Unutmayalım; Bir tekniği 3 aylık eğitim almış bir kişide, 30 yıl eğitim almış bir hocada yapar. Aradaki fark; ustanın’kinin biraz daha düzgün olmasıdır.

Fakat 3 aylık iken zihinsel yola sevk edilmemiş bir eğitimcinin sonu 30 yıl sonra sadece tekme atmakla geçecektir.

Diğer taraftan 3 aylık eğitimde zihinsel beceri yoluna sevk edilen bir talebe 5 yıl sonra ustasının önüne geçebilecek zeka ve pratiğe sahip olacaktır.

Zihin gücü ile saldırıları yok edebilen kişi erdemli ve bilge kişidir.

Erdemli olma ve Bilgelik yolunda en büyük kaynağımız çok okumak ve araştırmaktır.

Okumak,kültürlü olmak ve yaşam felsefesini bilge olarak devam ettirmek çok az kişinin başarı sağladığı bir olaydır.

Erdemli bir savaşçı olabilme yolunda mücadele den sporculara başarılar diler, onları yetiştiren Bilge kişilere saygılarımı ve sevgilerimi sunarım…

Yazı İçin Yorum Yap

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: